İngiltere Cambridge ’te 1 Aylık Dil Eğitim Serüvenim

Yaşadığım ilk yurtdışı eğitim deneyimim olan, Cambridge’ te dil eğitim anılarımı yazdım sizler için. 1 ayın çabucak geçtiği ve her anından keyif aldığım bir dönem olmuştu benim için. Hadi beraber bakalım neler yapmışım, nasıl karar vermişim.
1- Hocam anlıyorum ama konuşamıyorum !!

Üniversitede İngilizce hazırlık sınıfını bitirmemize az kalmıştı, arkadaşlarımla beraber koca bir yılı geride bırakmış olmamıza rağmen, İngilizceyi halen konuşamadığımızı artık kabullenmiştik. Sorunun bizde olmadığını düşüyorduk (kesin bizde değildi 🙂 ) ve sınıfın % 80’ni bu şekildeydi. Her gün okulda İngilizce ders görmemize rağmen üç beş seri cümleden daha ileriye gidemiyorduk. Ne tesadüf ki hepimiz anlıyor ama konuşamıyorduk ve konuşmaya da çekiniyorduk. Bölümüme geçmeden önce İngilizceyi tam anlamıyla halletmek istiyordum. En sonunda arkadaşlarımla bu yazı, değerlendirme kararı almıştık. Kimimiz Amerika’ya Work and Travel’a, kimimiz de farklı yerlerdeki dil okullarına gitmeye karar vermiştik.
2- Tabi bu kararı bir de aileye açıklamalı…

18 yaşımı yeni doldurmuştum, ailem her ne kadar beni tek başıma göndermek istemese de ben gitmeyi çok istiyordum ve sonunda onlarda ikna olmuştu.Karar vermeleri çokta kolay olmadı. (O zamanlar daha iletişim internet ağı bu kadar gelişmemişti. Elimizde tuşlu telefonlar vardı) Nasıl gidecektim? Beni kim karşılayacak ve nerede kalacaktım? Aç mı, açıkta mı kalacaktım? gibi aklımızda pek çok soru vardı ve detaylıca araştırmaya başladık. Aslında her şey o kadar kolay oldu ki.. Sadece ilk kez yurt dışına tek başıma gidecek ve uzun bir süre kalacak olmam telaşlandırmıştı onları, az daha babam da benimle geliyordu ! (o yaşta 1 ay uzun geliyor tabi aileye 🙂 ) Meğer işin en zor kısmı gitmeye karar vermekmiş !! Gerisi çorap söküğü gibi geldi.
Araştırmalarım sonucunda bulduğum danışmanlık şirketi tercihlerim doğrultusunda konaklamadan tutun transferlerime kadar her şeyi tek tek ayarladı.
3- Peki ya Şehir ve Dil okul tercihim…

Danışmanım bu konuda beni yönlendirmişti. İngiltere zaten hep gitmek istediğim bir yerdi ve 1 ay için çok uygun olduğunu düşündüm. Sonuç olarak İngiltere Cambridge’e gitmeye karar verdim. Bu şehrin çok büyük olmaması, ulaşımın kolay olması ve ünlü üniversitelerinin olması kararımı etkilemişti. Ayrıca hep görmek istediğim bir yerdi. Gitmişken, İyi bir okula gitmek istiyordum ve iyi bir okul olan Embassy dil okuluna gitmeye karar verdim. (Bu okul zinciri EC okulları bünyesine geçti)
4- Birde Vize Alacağız Tabi

Geldik işin zor kısmına. Dıdının dıdısı derken bir sürü evrak hazırladık. Öğrenci olduğum için tabi ailem bana sponsor olmuştu. Vize için tarih alındı ve topladığım evraklarla beraber başvurumu yapmaya gittim. İngiltere vize başvuruları TLS firmasından yapılıyordu, burada parmak izi verdim, fotoğrafımı çektiler ve bekleme sürecim başladı. Yaklaşık 2 hafta sonra 6 aylık vizem gelmişti.
5- Hello London

Vize sonuçlanır sonuçlanmaz uçak biletimi alıp hazırlıklara başlamıştım heyecanla. Kocaman bavulumu yanıma alıp aileme veda ettim. Tabi biraz zor oldu ilk kez onlardan bu kadar uzakta ve ayrı olacaktım. 4 saatlik uçuşun ardından Londra’ya inmiştik. Her şey o kadar farklı görünüyordu ki ilk başta biraz paniklemiş olabilirim. Karşılama aldığım için sıkıntı yaşamadan ismimin yazdığı kağıda doğru yürüdüm ve yola koyulduk. Londra Cambridge arabayla 1 saat sürüyor. Aynı zamanda havaalanından merkeze gelip buradan trene binebilir veya havaalanından direk kalkan shuttle’larla da Cambridge’e gelebilirsiniz. Tabi bunları daha sonra öğreniyorum. Aslında ulaşım her yere çok kolay. 1 ayın sonunda havaalanına kendi imkanlarımla gelmiştim 🙂
6- Ve İngilteredeki Aileme Yerleştim

Aile yanı konaklaması tercih etmiştim. Şansıma çok iyi bir aile denk geldi, anlaşmamız gereği sabah kahvaltısı ve akşam yemeğim aile tarafından hazırlanıyordu. Yaşlı bir çiftti ve birkaç torunları vardı evde. Ayrıca evdeki diğer boş odada Asyalı bir kız kalıyordu. Hemen kendisiyle kaynaştım. Bana yolları gösterdi ve bir harita edindim. Okula gidilecek otobüsleri öğrendim. İtiraf etmeliyim aileyle tanıştığım ilk gün onları anlamakta çok zorlanıyordum, ilk anladıklarım normalde olandan o kadar farklıymış ki sonradan anlayabildim 🙂
7- İlk günden de Kaybolunmaz ki !

Ertesi gün evde kaldığım arkadaşımla beraber okula gittik. Buraya kadar her şey çok normal ve kolay olmuştu. İlk gün okulda yeni gelenleri ayrı sınıfa toplayıp sınav yaptılar ve ardından oryantasyon yapıldı. Sınav sonrası herkes sınıflarına ayrıldı. Bu sırada bizleri okulun farklı bir şubesine götürdüler. O günkü ders bittiğinde nerede olduğuma dair hiçbir fikrim yoktu çünkü tek bir yer biliyordum ve artık orada değildim acaba eve nasıl dönecektim ? Tabi o dönem akıllı telefonlarımız yoktu maalesef, şimdi her şey o kadar kolaykii….

Hemen okul danışmanından yardım isteyerek diğer şubeye nasıl gidebileceğimi ve harita kullanarak nasıl yolları bulabileceğimi öğrendim. Ve tabi birde eski usul jetonlu telefondan ev arkadaşımı arayıp buluşma yeri belirledik zar zor anlaşarak. Yollarda elimdeki haritayla herkese sora sora yolumu bulmuştum. O gün haritanın önemini anlamıştım. Nihayet arkadaşımla buluşup evime gelebilmiştim. Açıkçası bu kaybolma süreci bana çoğu yolu öğretmişti.
8- Yeni Arkadaşlıklar Yeni Başlangıçlar

Ertesi gün sınıfıma yerleşmiştim ve dersler başlamıştı. Herkes çok yeniydi ve sınıfta 12 kişiydik. Her milletten her yaştan öğrenci vardı sınıfta. Öğretmenler ise çok tatlılardı. Tanışıp kaynaşmamız için arkadaşlarla beraber hazırlayabileceğimiz ödevler veriliyordu. Herkes yeni ve konuşmaya çekiniyordu. İlk bir hafta saçma sapan cümleler kurarak geçti ama asla kimse bundan çekinmiyordu herkes yanlışta olsa bir şekilde konuşuyordu. Kimse kimseyle dalga geçmiyor, herkes birbirini anlamaya çalışıyordu. Zaman geçtikçe yavaş yavaş İngilizce konuşabildiğini görmek o kadar güzel bir duygu ki…
Hatta rüyalarınızı bile İngilizce görmeye başlıyorsunuz. Gerçekten konuşmaya başlamak mükemmel bir duygu ve güven yaratıyor insanda.
9- Gelmişken burayı da Görmeliyimm , aaaaa oraya da gideyim !!

Evet okul sürekli aktivite yapıyordu ve ben sürekli hepsine katılmaya çalışıyordum. Sosyalleşmeyi seven bir insanım, ayrıca insanlarla konuşmak, dilimi daha da geliştirmişti. BBQ partisinden, tenis turnuvalarına, nehir turundan tutun, şehir turlarına her yerde ben vardım. 4 haftam var topu topu gelmişken orayı da göreyim bunu da yapayım derken çoğu yeri gezdim gördüm.
10- Nereleri Gezsek Görsek ?

İlk hafta sonunda tabi ki de görmeyi çoook istediğim beni çok heyecanlandıran Londra’ya gittim. (O zamanlarda hayalini kurduğum şehirde şu anda yaşadığıma inanamıyorum 🙂 ) Cambridge’den trenle de çok kolay gidiliyor ve 1 saat sürüyordu. Ancak ilk deneyimim olacağı için okul gezisine katılmıştım. Günübirlik bu turda sabah okulun önünde toplanıp Londra’ya otobüsle gidiliyordu. Londra İnanılmaz bir yer büyülemişti beni. Turda yeni arkadaşlıklar edinmiştim tabi daha sonra Londra’ya bir fırsat bulup arkadaşlarımla tek gezmeye de gitmiştik. Her Hafta sonu farklı bir şehre gitmiştim. Brighton, Oxford, Stratford, Warwick Castle ve York şehirlerini de görme imkanım oldu. Her yer birbirinden o kadar farklı ki.

Tabi Cambridge’ e gelmişken meşhur okullarını gezmeden olmaz. Her gün okul çıkışı bir Cambridge okulunu ziyaret edip kütüphanelerine gidiyordum. Kings College, Trinity College, Corpus Christi College görülmesi gereken ve meşhur olan bazı Cambridge okullarındandır. Zaten Cambridge’e geldiyseniz en büyük zevk buradaki görkemli okulları, müzeleri gezip çimlerde keyif yapmaktır. Ayrıca nehirde yapılan punting tur o kadar keyifli ki, hem de bu okulları nehirden görme imkanınız oluyor.
11- Cambridge’te Ulaşım nasıldır acaba?

Cambridge’te ulaşım çok kolaydı, gerçi İngiltere’nin genelinde bu şekildeydi. Her yere otobüsle gidiliyordu otobüse binerken binerken ‘thank you’, inerken ‘thank you’… Daha önce hiç bu kadar çok teşekkür ettiğimi hatırlamıyorum. Cambridge’te Otobüs dışında herkesin bisikleti vardı. Üniversitedeki profesörler bile okula bisikletle geliyorlardı. Öğrenciler ilk geldiklerinde bisiklet satın alıp giderken yeni gelen öğrencilere bisikletlerini satıyorlardı. Her yerde bisiklet yolu ve bisiklet park alanları bulunuyordu. Bisikletler arabalara kıyasla trafikte büyük önceliğe sahiplerdi.
12- Çok mu çabuk bitti ne !

Bir ayın sonuna gelmiştik bile. Burada çok güzel arkadaşlıklar edinmiştim. Bu yaşta, farklı kültürlerden bir çok insanla aynı sınıfta okumak, aynı zamanda farklı bir kültürün içerisinde olmak benim en büyük şansım olmuştu. Hem de artık konuşmaya başlamıştım ve üniversite birinci sınıfa geçmeye hazırdım. İlerleyen yıllarda kaynaştığım birkaç arkadaşımla ziyaretlerimiz başlamıştı ve bu vesile ile bir kaç ülke gezme imkanım oldu. Birde mezun olduktan sonra uzun süre, bir yere gitme fikri aklıma düşüverdi. Tabiki de gittim 🙂 Toronto Günlüğümü okumayı unutmayın.